Lizbon Gezi Rehberi: 3 Günlük Rota, Maliyetler ve Gerçek Deneyimler (2026)
Lizbon’a plan yaptığımızda yüksek sezon olmadığını biliyorduk. Kış güneşinin bize bolca vurmasını ümit ederek planımızı yaptık. Neyse ki kısmen öyle oldu. Hava sıcaklığı tatmin etmese de yağmursuz ve güneşli Lizbon’da verimli bir üç gün geçirdik.
Şunu baştan belirteyim; bu rota, Lizbon şehir merkezini, sokaklarını ve kültürünü sindirerek gezmek isteyenler için 3 tam gün olarak planlandı. Eğer meşhur Sintra ve Cascais bölgesini de görmek isterseniz, seyahatinize mutlaka +1 gün daha eklemenizi öneririm. Bu rehberde odağımız sadece şehrin kalbi.

Lizbon Seyahati Hakkında En Çok Merak Edilenler (TL;DR)
İlk Adımlar: Lizbon’a Ayak Bastığınızda Ne Yapmalı?
Biz Lizbon’a Porto’dan trenle, harika manzaralar eşliğinde geldik. Trenle gelecekseniz Santa Apolonia veya Oriente istasyonları sizi doğrudan merkeze bırakıyor. Havalimanından gelecekler içinse en ekonomik yol Kırmızı Metro hattı. Ancak valiz yükünüz varsa Uber veya Bolt hayat kurtarır; mesafe kısa olduğu için fiyatlar Avrupa geneline göre oldukça uygundu.

Şehir içinde ise o dik yokuşlar bir süre sonra insanı zorluyor. Bu yüzden tavsiyem; iki kişiyseniz ulaşım kartı hesabına hiç girmeyin. İki kişilik toplu taşıma biletine denk fiyatlarla (biz ortalama 4-5€ ödedik) uygulama üzerinden araç çağırmak hem zamandan kazandırıyor hem de yokuş çilesini bitiriyor.
Lizbon’da Nerede Kalınır? Bölge ve Otel Tavsiyesi
Lizbon’da konaklama seçerken dikkat etmeniz gereken tek bir altın kural var: Yokuşlar. Haritada birbirine çok yakın görünen iki nokta arasında, valizinizle tırmanmak istemeyeceğiniz dik yokuşlar olabilir. Bu yüzden metroya yakınlık ve düz ayak olması bizim için kritikti.
- Bizim Tercihimiz: Biz seyahatimizde Hotel EXE Liberdade’de konakladık. Şehrin en prestijli caddesi Avenida da Liberdade’ye çok yakın, temiz ve ulaşım açısından çok pratikti. Metroyla veya yürüyerek merkeze inebildik. Fiyat-performans olarak memnun kaldığımızı söyleyebilirim.


- Baixa & Chiado: “Ben tam kalbinde olayım, kapıdan çıkınca kalabalığa karışayım” derseniz bu bölgeleri seçin. Ama biraz gürültülü olabilir.
- Alfama: Tarihi doku harika ama dar sokaklar ve dik merdivenler yüzünden valizle ulaşım zorlayıcı olabilir. Daha “lokal” bir ev deneyimi için tercih edilebilir.
- Bairro Alto: Eğer gece hayatını seviyorsanız, barların tam ortasında olmak için ideal. Ancak sessiz bir uyku arıyorsanız uzak durun derim.
1755 Lizbon Depremi: Şehrin Yeniden Doğuşu
Keyifli bir gezi yazısına tatsız bir konuyla başlamak istemezdim ama şehrin tarihini, dokusunu ve o melankolik ruhunu anlamak için bu detaylar önemli.
1755 yılında yaşanan 8.5 büyüklüğündeki deprem, ardından gelen tsunami ve yangınlar Lizbon’un neredeyse tamamını yerle bir etti. Ancak Alfama gibi daha güçlü zeminlerde yer alan bazı mahalleler yıkımdan kurtulduğu için o eski, dar ve karmaşık yapısını günümüze kadar taşıyabildi.

Baixa sokakları ise bu felaketten sonra sıfırdan planlanarak inşa edildiği için bugün çok daha geniş ve düzenli görünüyor. Şehirdeki bu mimari zıtlığın ana sebebi işte bu büyük felaket.
Tarihçeyi cebimize koyduysak, şimdi bu hikayenin izlerini taşıyan bölgeleri keşfetmeye başlayalım.
Adım Adım Lizbon Gezilecek Yerler Listesi (3 Günlük Plan)
Lizbon’u rastgele gezmek, şehrin o dik yokuşları yüzünden bir süre sonra yorucu bir eziyete dönüşebilir. Bu yüzden biz rotamızı, birbirine yakın bölgeleri aynı güne toplayacak şekilde optimize etmeye çalıştık. Enerjinizi yollarda değil, şehri keşfederken harcamanız için hazırladığımız 3 günlük verimli Lizbon rotamız şu şekilde:
1. Gün: Şehrin Kalbi Baixa ve Cais do Sodré Rotası
Lizbon gezilecek yerler listesinde üst sırada yer alan Baixa bölgesi ile şehri keşfetmeye başladık. Burası restoranlardan kafelere kadar her şeyin iç içe olduğu, konaklama için de en merkezi noktalardan biri.
Bu bölgede yer alan ünlü Rua Augusta Caddesi’ni görmenizi tavsiye ederim. Cadde üzerinde alışveriş yapabileceğiniz bolca seçenek var; Zara, H&M, Mango gibi global markaların yanı sıra, Portekiz’e özgü lokal butikleri de yine bu cadde üzerinde gezebilirsiniz.
Bu caddeye yakın Rossio Meydanı’nda da dünyanın en büyük ikinci Zara’sı olma özelliği taşıyan konsept bir mağaza var. Eğer ilginizi çekiyorsa tarihi bir binada yer alıyor, mimari açıdan görmeye değer.



Caddenin sonunda, Baixa bölgesinin kalbi sayılan Ticaret Meydanı’na (Praça do Comércio) ulaşacaksınız. Bu meydanın da elbette bir hikayesi var. Büyük deprem öncesinde burada görkemli bir kraliyet sarayı bulunuyordu. Depremde sarayın yıkılması sonrasında bu bölge bir ticaret merkezine dönüştürülerek, ekonominin canlandırılması amaçlanmış.

Bu meydanda şehrin simgesi olan o devasa kapı Arco da Rua Augusta’yı ve meydanın tam ortasında Kral I. José’nin atlı heykelini göreceksiniz.
Cais do Sodré: Nehir Kenarı ve Eğlence
Meydandan nehir tarafına geçip sağa doğru yürüdüğünüzde, Cais do Sodré bölgesine girmiş oluyorsunuz. Burası eskiden denizcilerin takıldığı biraz tekinsiz bir liman bölgesiymiş ama şimdi şehrin en popüler noktalarından biri. Güneşli Lizbon günlerinde enerjisi en yüksek yerlerden birine dönüşüyor.

Bu bölgede görmeniz gereken üç yer şunlar:
Ribeira das Naus: Nehir kenarı boyunca uzanan yürüyüş yolu. Ocak ayında bile keyifliydi. Güneşte basamaklarda oturup nehrin tadını çıkarmak için hoş bir nokta.
Time Out Market (Mercado da Ribeira): Cais do Sodré istasyonunun hemen karşısında yer alıyor. Şehrin en iyi şeflerinin stantlarının olduğu devasa bir yemek alanı. Biraz turistik ve kalabalık olsa da bir şeyler atıştırmak için çok keyifli. Burada lokal lezzetleri tadabileceğiniz gibi özel Porto şaraplarını da deneyimleyebilirsiniz.


Pembe Sokak (Pink Street): Burası sosyal medyada oldukça popüler. Eskiden denizcilerin takıldığı, genelevlerin olduğu bu sokak, pembe konsepte bürünüp turistik bir “eğlence merkezi”ne dönüştürülmüş. Biz de merak edip uğradık. Eğlence tarzı bize çok hitap etmedi, güvenli hissetmediğimiz anlar da oldu ama merak ediyorsanız gidip o anın şartlarına göre hareket etmek mantıklı olabilir.

Santa Justa Asansörü (Elevador de Santa Justa)
Baixa bölgesinin en dikkat çeken yapılarından biri kesinlikle bu asansör. 1902 yılında Eyfel’in öğrencisi Raoul Mesnier du Ponsard tarafından inşa edilmiş. Baixa’dan Chiado’ya giden o meşhur dik yokuşları kolaylaştırmak amacı ile yapılmış. Lizbon’un demir işçiliğiyle süslü en şık Gotik anıtlarından biri.



Santa Justa Asansörü şu anda restorasyonda ve çalışmaların yıl ortasına kadar süreceği söyleniyor. Seyahatiniz esnasında asansör kapalıysa (veya bilet sırası beklemek istemezseniz), hemen arkasındaki Carmo Kilisesi’nin yanındaki geçitten yürüyerek en üst terasına ulaşabiliyorsunuz; yani o manzarayı her türlü yakalamak mümkün.
Carmo Kilisesi (Convento do Carmo)
Santa Justa Asansörü’nün hemen üst çıkışındaki köprüden geçtiğinizde, karşınıza çıkan o devasa çatısız yapı Carmo Kilisesi.

Çok az şey beni bu denli etkilemişti. İçeri girdiğinizde görkemini ve ihtişamını derinden hissettiğiniz bu kilise, depremde büyük hasar almış. O dönem restore edilmeye başlansa da depremin izlerini ve acısını tamamen silmemek için yarım bırakılmış.



İçerisinde Carmo Arkeoloji Müzesi de bulunuyor; kütüphaneden Peru mumyalarına, Roma döneminden kalma lahitlerden orta çağ mezarlarına kadar ilginç bir koleksiyonu var.
- Biletler: Yetişkin 7€ / Lisboa Card sahipleri, öğrenci ve 65 yaş üstü 5€ / 14 yaşına kadar ücretsiz.
Dünyanın En Eski Kitapçısı: Livraria Bertrand

Chiado sokaklarında gezerken karşımıza çıkan bu kitapçı, Guinness Rekorlar Kitabı’na göre dünyanın hala faaliyette olan en eski kitapçısıymış (Kuruluş 1732). Dışarıdan bakınca normal bir dükkan gibi duruyor ama içeri girince tünel gibi oda oda uzadığını göreceksiniz. Hatta 1755 depreminden sağ çıkmayı başarmış nadir yerlerden biri.
2. Gün: Tarihi Alfama Sokakları ve Fado Gecesi
Alfama, depremden en az hasarla kurtulan, şehrin en eski ve en “Portekizli” ruhuna sahip bölgesi. Buralarda gezinirken sizi her yokuş başında, ulaştığınız her düzlükte bir yaşanmışlık ve tarihi izler karşılıyor. Yokuşlardan çoğu insan gibi ben de hoşlanmıyorum ama o çarpık kentleşmenin kendi içindeki uyumu ve İstanbul’un semti Balat’ı anımsatan samimi yaşantısı, beni bir sonraki yokuşa motive etti diyebilirim.



Alfama bölgesi tarihi açıdan da sizi tatmin edecek değerlere sahip. Gelin biraz o duraklara göz atalım.
São Jorge Kalesi (Castelo de São Jorge)
Lizbon’un en yüksek tepesinde yer alan São Jorge Kalesi, şehri tepeden keşfetmek için güzel bir durak. Kaleye girdiğinizde sizi geniş bir avlu karşılıyor.

Burası için Lizbon’un en iyi manzarasına sahip balkonu diyebiliriz. Burada Baixa bölgesini, Tejo Nehrini, köprüyü ve tarihi noktaları uzun uzun keşfederken, harika fotoğraflar da yakalayabilirsiniz.

Kaleye doğru devam ettiğinizde, kale etrafında serbestçe dolaşan tavus kuşlarını göreceksiniz. Eminim çoğu size de şov yapacaktır. Onlar buranın daimi ve tarihi misafirleriymiş.



Şu detayı vermekte fayda var; kale ziyaretini mutlaka rahat bir ayakkabı ile yapmalısınız çünkü deforme olmuş merdivenler ve dar koridorlar rahat hareket etmeyi güçleştirebiliyor.
Bu deneyimi yaşamayı sakın atlamayın!
Kuleler arasında gezinirken, Ulysses Kulesi’nde yavaşlayın… Burada, şehri alışılmışın dışında bir perspektifle görmenizi sağlayan ve “Camera Obscura” adı verilen özel bir düzenek yer alıyor. Tamamen karanlık bir odada, dev bir ayna ve mercek sistemi aracılığıyla dışarıdaki Lizbon manzarasını anlık ve canlı olarak bir masanın üzerine yansıtıyorlar.

Lizbon’u 360 derece, sanki dev bir periskoptan bakıyormuşsunuz gibi panoramik izlemek gerçekten çok farklı bir deneyimdi. Üstelik bu aktivite kale bilet fiyatına dahil; yani ekstra bir ücret ödemeden bu optik şöleni listenize ekleyebilirsiniz.
- Biletler: Yetişkin (Standart) 17€ / 13-25 yaş arası 8,5€ / 65+ yaş 14€
Lizbon Katedrali (Sé de Lisboa)
Kaleden çıktıktan sonra o dik yokuşları aşağı doğru inip, 12. yüzyıldan kalma Lizbon Katedrali’ne ulaştık. Burası şehrin en eski dini yapısı ve yaşanılan onca büyük depreme, yangına rağmen hala sapasağlam ayakta. İnsan gerçekten etrafına bir bakınca “neler görmüş geçirmiş burası” diye düşünmeden edemiyor.

Katedral ücretsiz ancak kulelere çıkmak ve avluyu görmek için bilet almanız gerekiyor.Eğer deneyimlemek isterseniz, katedralin tam karşısında özellikle turistler için bekleyen “tuk tuk”ları kullanarak gideceğiniz yere ulaşabilirsiniz.



O meşhur 28 numaralı tramvay da yine katedralin önünden geçiyor.
Bonus: Katedralle tramvayı aynı karede yakalamak Lizbon’un en klasik fotoğrafı.
- Biletler: Yetişkin (Standart) 7€ / 7-12 yaş arası 5€
Lizbon Geceleri: Fado ve Bairro Alto Deneyimi
Alfama’yı keşfettiğimiz ikinci günün akşamını, Portekiz’in ruhu sayılan Fado’ya ayırdık. Portekizliler bu geleneği 19. yüzyıldan beri sürdürüyormuş. Fado gecelerinde söylenen şarkılar, “Saudade” yani ulaşılamayan bir geçmişe veya sevgiliye duyulan derin özlemi ve kaderi anlatıyor.

Bir Fado gecesinde sessizlik en çok önem verdikleri konu. Şarkı başladığında konuşmak, yemek yemeye devam etmek veya gürültü yapmak büyük saygısızlık kabul ediliyor. Yemek servisi genellikle şarkı aralarında yapılıyor. Şarkı başladığında rezervasyonunuz olsa bile sizi bekletiyorlar, şarkı bittiğinde masanıza geçebiliyorsunuz.


Bizce 70-80 Euro’luk fiks menü dayatan turistik yerler yerine, daha butik yerleri tercih etmek çok daha gerçekçi bir deneyim sunar. Biz akşam için Duque Merdivenleri üzerindeki Sólido – Live Fado Show‘a gittik. Burası “Quiet Fado” konseptiyle, o hüzünlü atmosferi gerçekten hissettiren, taş duvarlı ve oldukça samimi bir mekandı. Bu mekanda 2 kişi için 50€ civarı hesap ödedik.
Bairro Alto’nun Eğlence Kültürü
Fado sonrası kendimizi Bairro Alto’nun grafitili sokaklarına attığımızda, bölgenin gündüz sessizliğinden eser kalmadığını gördük. Burası akşam 9’dan sonra Taksim’in o eski hareketli sokakları gibi bir enerji veriyor.


Burada farklı farklı tarzlara sahip birçok eğlence mekanı var. Mekanlar genelde çok küçük olduğu için insanlar içkilerini alıp sokaklarda sosyalleşiyor. Tabii bu atmosfer yaz aylarında çok daha yoğun.
3. Gün: Belem’de Keşifler Çağı ve Lezzet Turu
Belem, seyahatimizin son günkü durağı oldu. Burası şehir merkezine biraz uzak olsa da ulaşım seçenekleri çok da kısıtlı değil. Konumunuza göre trenle, tramvayla veya otobüsle bu bölgeye ulaşabilirsiniz. Tabii ki Bolt veya Uber seçeneğini de unutmayın.
Belem’de gezilecek tarihi yerler ise şöyle:
Belém Kulesi (Torre de Belém)
Belém Kulesi, gezilecek önemli tarihi değerlerden biri. UNESCO koruma listesinde yer alan bu kule, 16. yüzyılın başlarında Kral I. Manuel tarafından yaptırılmış. Bu kulenin büyük depremden hiç hasar almadan bugünlere gelmesi oldukça etkileyici. Tek değişim, nehir yatağının kaymasıyla aslında nehrin ortasındaki konumundan bugünkü kıyı hattına taşınmış olması.

Keşifler Anıtı (Padrão dos Descobrimentos)
Keşifler Anıtı, Belém Kulesi’ne oldukça yakın bir noktada. Zaten sahil şeridinde yürürken denize doğru uzanan bu anıtı görmemeniz imkansız. Bu anıt, Portekiz’in denizcilikteki o şaşaalı dönemini simgelemek için yapılmış. Yapının üzerinde başta Prens Henry olmak üzere Vasco da Gama ve Macellan gibi toplam 33 önemli ismin heykeli yer alıyor. Eğer isterseniz anıtın içini bilet alarak gezebilirsiniz. Asansör ile seyir terasına çıkılıyor. İçerisinde ayrıca sergi alanı var ve kısa bir film/belgesel gösterimi yapılıyor.


Anıtın önünde, zeminde yer alan 50 metre çapındaki devasa haritayı incelemeden geçmeyin. Portekizli denizcilerin gittikleri rotalar ve ulaştıkları yerlere hangi tarihlerde ayak bastıkları tek tek işlenmiş.
Jeronimos Manastırı (Mosteiro dos Jerónimos)
Keşifler Anıtı turunu bitirdiğinizde hemen karşı caddede Jeronimos Manastırı tüm heybetiyle sizi karşılayacak.

Jeronimos Manastırı, Vasco da Gama’nın Hindistan yolunu keşfetmesi onuruna inşa edilmiş. Hatta inşaatın parası da bu keşiften gelen baharatların satış vergisiyle karşılanmış. Bu manastırda keşişler denizcilerin sağ salim dönebilmesi için dua ediyorlarmış.
Manastırı gezerken, yapımının 100 yıl sürdüğünü, büyük depremde tek bir hasar almadan günümüze geldiğini düşünerek gezin. Çünkü o halatlar, mercanlar, deniz yaratıkları ve egzotik bitki figürleri yapıldığı dönemin izlerini bugüne taşıyor.



Tarihi derinliği çok fazla olan bir yapı olduğundan görülmeye değerdi. Ancak biz oradayken bazı kısımları restorasyondaydı. Bilet alırken restorasyon var mı veya hangi kısımlarının kapalı olduğu bilgisini alarak bilet almanızı tavsiye ederim.
- Biletler: Yetişkin 18€ / 65 yaş ve üzeri, 13-24 yaş arası gençler 9€ / En az 1 yetişkin ve 1 çocukla girildiğinde kişi başı 9€ / 12 yaş ve altı çocuklar ücretsiz.
LX Factory: Sanat ve Tasarım Durağı
LX Factory, eski bir fabrika alanının dönüştürülmesi ile tasarım dükkanlar, restoranlar ve galerilerden oluşan küçük ama çok tatlı bir yer. Köprünün ayaklarının hemen altında yer alıyor. Burada çok hoş fotoğraf kareleri yakalayabilirsiniz. İçerisinde harika bir manzaraya sahip hostel de var.


Burada şık bir restoranda yemek yiyebileceğiniz gibi, burger, lokal yemekler veya Meksika mutfağı gibi farklı seçimler de yapabilirsiniz.



Lizbon Yeme İçme Rehberi: Nesi Meşhur, Nerede Yenir?
Portekiz mutfağı sadece karın doyurmalık değil, gerçekten damak şaşırtmalık lezzetler sunuyor. Genelde Google Maps puanlarına göre tercih ettik mekanları. Genelde de memnun kaldık diyebilirim. Sizin de karşınıza en çok çıkacak klasikleri, bizim favori mekanlarımızı ve dikkat etmeniz gereken ufak detayları aşağıya bırakıyorum.
Pastéis de Nata (Meşhur Portekiz Tartı)
Portekiz’in en ünlü tatlısı. Dışı çıtır milföy, içi akışkan krema… Bunu yerken üzerine tarçın ve pudra şekeri dökmek adettenmiş, tarçın kesinlikle lezzeti daha da güzelleştiriyor.


Pastéis de Belém: İşin piri ve en klasik adresi burası. Yemeden dönülmez.
Castro: Şehir içinde yediğimiz, kremasıyla Belem’e rakip olacak kadar efsane bir yer.
Manteigaria: Gözünüzün önünde sürekli taze üretim yapan, bu işin en iyilerinden biri.
Deniz Ürünleri ve Bacalhau
Okyanus kıyısında olmanın hakkını veriyorlar. Balık sunumları bizdeki ızgara balık-ekmek kültüründen biraz daha farklı, daha soslu ve çeşitli. Ufak bir uyarı: Sardalya gibi balıklar genellikle içi temizlenmeden ızgara yapılıyor. Bizim damak tadımıza biraz ters gelebilir, sipariş ederken aklınızda bulunsun.
- Bacalhau (Morina Balığı): Portekiz’in sembol lezzetlerinden biri ama taze değil, kurutulmuş balıktan yapıyorlar. Menülerde en garanti seçim “Bacalhau à Brás”. İnce kıyılmış patates, soğan ve yumurtayla hazırlanıyor; balıklı bir menemen ya da patatesli omlet gibi düşünebilirsiniz. Tadı damağımıza çok uygun, biz çok sevdik.
- Diğerleri: Yazın giderseniz ızgara sardalya (Sardinhas), yumuşacık pişmiş ahtapot (Polvo) veya suyuyla servis edilen deniz mahsullü pilav (Arroz de Marisco) deniz ürünleri sevenler için güzel seçenekler.
Caldo Verde ve Bifana
Bu iki lezzet çok popüler ama domuz eti hassasiyetiniz varsa dikkat etmeniz lazım, baştan uyarayım.
- Caldo Verde: Aslında lahana ve patatesle yapılan lezzetli bir çorba ama içine tat versin diye “Chouriço” (domuz sucuğu) ekliyorlar. Sipariş verirken içinde olup olmadığını sormakta fayda var.

Bifana: Baharatlı, soslu bir et sandviçi. Sokak lezzeti olarak çok meşhur. Bifana Lisboa önündeki o uzun kuyruğu görünce ne kadar popüler olduğunu anladık ama orijinali domuz etiyle yapıldığı için biz denemedik. Yemiyorsanız buna dikkat edin.
Kahvaltı ve Kahve Molaları
Otel çevresinde ve gezi rotamızda keşfettiğimiz, “iyi ki oturmuşuz” dediğimiz yerler:
Otel (Liberdade) Çevresinde:
- The Coffee: Otelimize çok yakın, minimalist bir kahveci; kruvasanı ve kahvesiyle “al-git” ya da hızlı kahvaltı için ideal.
- Manifest: Şık atmosferi ve zengin tabaklarıyla keyifli, uzun bir kahvaltı için çok başarılı.


Belem Tarafında:
- Miolo: Belem kalabalığından kaçış noktası; el yapımı tuzluları ve kişleri çok tazeydi.
- The Folks Belém: Nitelikli kahve (Specialty Coffee) ve farklı kahvaltı seçenekleri için bölgenin en iyilerinden.
Alfama’da:
- Breakfast Lovers: Alfama’nın ara sokaklarında, vintage havasıyla çok samimi bir mola yeri.
- Dear Breakfast: Modern dekorasyonu ve trüf mantarlı yumurtasıyla meşhur, popüler bir durak.
Tanıdık Lezzetler ve Akşam Yemeği
Portekiz mutfağı güzel ama insan bir noktada “tanıdık” bir tat arıyor.

Brew! Pizza: Yüksek puanlı bu New York tarzı pizzacıyı arkadaşlarımız önermişti. Kıymalı pizzasını denedik ve gerçekten çok iyi geldi. Eğer balıktan sıkılırsanız aklınızda olsun.
Carmo: Carmo Kilisesi’ni gezdikten sonra hemen karşısındaki bu mekana oturduk. Konumu harika, tam kiliseye bakıyor. Tapas bar konseptinde; ortaya çeşit çeşit söyleyip paylaşabileceğiniz, menüsü zengin bir yer.

Ginjinha (Vişne Likörü)
Alfama sokaklarında ya da Rossio Meydanı’nda gezerken minik büfeler göreceksiniz. Çikolatadan yapılmış minik fincanlarda vişne likörü ikram ediyorlar. Likörü içip üstüne çikolatasını yiyorsunuz. Ayaküstü enerji depolamak için tatlı bir gelenek.
Son Bir Edebiyat Notu
Yazıyı bitirmeden, okuduğum en iyi kitaplardan biri olan Körlük‘ün yazarı José Saramago’yu anmadan geçmek olmaz. Portekiz’in bu büyük yazarının ruhunu şehirde hissetmek isterseniz, dış mimarisiyle de oldukça ilgi çekici olan “Casa dos Bicos” binasındaki José Saramago Vakfı‘nı (Müzesini) ziyaret edip, bu büyük ustaya bir selam gönderebilirsiniz.
Şimdiden iyi keşifler!
Avrupa rotanıza başka bir şehir eklemek isterseniz Paris gezi rehberimiz de ilginizi çekebilir. Eyfel Kulesi’nden Montmartre’a kadar bambaşka bir atmosfer sunuyor.










